Hakkımda
İlimiz Samsun Hakkındaki Yazı ve Makaleler Arşivi.
 Sivil Kent SAMSUN
 Kent Kültürü Arşivi
Samsun Fotoğraf Arşivi
İçindekiler
*
*
*
Yazarlar
Samsun Medya
Basın
Denge Gazetesi
Ekip Gazetesi
Gazete Arena
Haber Gazetesi
Halk Gazetesi
İnternet
Gazete 55
Haberexen
Kent Haber
Kuzey Haber
Koordinat Samsun
Samsun Bülten
Samsun.Net
Samsun Haber
Samsunili.net
Samsunjen
Televizyon
AKS TV
Kanal S TV
Klas TV
Samsun Alfa TV
LİNK
samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü
İletişim
samsunblog@gmail.com
Powered by Mcan S. Muratcan KOŞAR
|
Samsun Samsun
Samsun olarak birçok doğal güzelliğimiz var bunları bile ön plana çıkartamamışız. Bir başka şehirde ya da yurt dışında bir taş yığınını bile markalaştırıp insanları oraya taşımayı bilenlere helal olsun.
Samsun ile ilgili tanıtımlara, yazılara baktığımızda çeşitli açıklamalar yapılıyor. Bu açıklamaları internetten de araştırarak bulabilirsiniz. Gerçekten düşünüldüğünde güzel imkanlarımız, olanaklarımız var. Bir Samsun"lu olarak bunların kağıtlarda kalması üzmüyor değil beni. Aşağıda okuyacaklarınız bir hayal ürünü değildir. Tamamıyla çeşitli yazılardan, açıklamalardan alınmıştır. Okuyacaklarınız sizi şaşırtmasın…! 1- “Samsun doğal tarihi yapısı, deniz, kara, hava, deniz ulaşımı potansiyeli ile bölgenin turizm potansiyeli en yüksek kentidir.” 2- “Coğrafi, tarihi birikimleri, insan gücü, stratejik üstünlüğü, ticari ve ekonomik derinliği, hayat kalitesi ve dinamikleri açısından ilk 10 şehirden biridir.” 3-“İlimizde eğitim kalitesi yüksek, 38 adet meslek lisesi, yatırımcının ara eleman ihtiyacını karşılayacak kalitede eğitim vermektedir.” 4- “Orta Karadeniz Bölgesinin en şirin ilçelerinden biri olan, yeşille mavinin kucaklaştığı turistik Samsun"un…” 5-“İlimiz coğrafi konumu itibariyle önemli bir kavşak noktasıdır. Bu durum yatırım yeri faktörü olarak, pazara yakınlık kriteri açısından avantaj sağlamaktadır.” 6- “Bafra Ovası"nın ortasından geçen Kızılırmak"ın her iki yakasında çok sayıda göller bulunur. Simenit Gölü, Balık Gölü ve Liman Gölü su ürünleri bakımından oldukça zengin olup ekonomik öneme sahiptir.” 7- “Türkiye"nin ender su basar karakterli ormanlarından biri olan Yörükler Galeriç Ormanı, piknik ve doğa yürüyüşleri için bulunmaz bir alandır.” 8- “Tarımsal potansiyel bakımından Çukurova"dan sonra Türkiye"nin en zengin Ovaları İlimizden bulunmaktadır.” Yukarıda yazmış olduğum sekiz madde sanmayın ki sadece bu kadardan ibaret. Araştırdığımızda “ vay be biz neymişiz” dedirten açıklamalara yer verilmekte. Aslında bir gerçek var ki, bunlar bir hayal ürünü değil. Samsun konumu, yapısı, doğal güzellikleri ile Türkiye"nin birçok kentinden daha şanslı ve daha önde bir şehir olabilir. Ne yazık ki elimizdekinin kıymetini bilmiyor ve ön plana çıkartamıyoruz. Hep sözcükler havada uçuşuyor. Çeşitli projeler masaya yatırılıyor. Açıklamalar yapılıyor. “Samsun" a şunu şunu yapacağız.” “Samsun şu konuda ön plana çıkartılmalıdır.” “Samsun bu konuda merkez olacak” vs. vs. Samsun olarak birçok doğal güzelliğimiz var bunları bile ön plana çıkartamamışız. Bir başka şehirde ya da yurt dışında bir taş yığınını bile markalaştırıp insanları oraya taşımayı bilenlere helal olsun. Turizm açısından elimizdekini bile kullanamıyoruz ki, nasıl turizm kenti olacağız merak ediyorum. Bırakın diğer insanların duymasını kendi vatandaşımız ne kadar biliyor Samsun"un doğal zenginliklerini, tarihi mekanlarını kendimize bile anlatamamışız güzelliklerimizi. /Yeşim Akar 13 Şubat 2009 http://www.dengegazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=2123 |
Tarih: 19:48, 30/7/2009 Kategori: Diger Yazilar |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sehven Samsun Mebusu.
Sehven Samsun Mebusu Nail Bey ya da Sigara Terakki'ye Mani Değildir, Ezber Bozmak Her Zaman İyidir.
Ey okur merhaba! Aslında bu yazıyı yazmak istemezdim. Yazık ki bıçak kemiğe dayanmıştır. Hele bi dinleyin. Bi sigara yakıp nefes alın ve işitin sözlerimi. İş bu yazı baştan belirteyim sigarayı öven bir yazı olmayacaktır. Yeren bir yazı olmasını da hiç diliyor değilim. Şimdi efendim, mevzu durum tespitidir. Durum nedir. Önce bi bakalım. Sigara içmek adım adım yasaklanmaktadır. Önce kapalı yerlerde sonra görmekteyim ki başörtüsü mevzusu gibi yasakçı bir zihniyetle her bir yere yayılmaktadır, yayılacaktır. Korkum oki cebinde paket taşıyanlar sorgu ve ikna odalarında sorgulanacak 'evladım çağdaş medeniyet seviyesi, laik Türkiye filan' nutuklarıyla ortam gerilecek, iş bir iç savaşa varacaktır. Çünkü sigara içenler Türkiye'de ve de Samsun"da azımsanmayacak kadar çoktur. Uzun Samsun içenler Aşireti ve de Camel'cılar sırt sırta dolaşmakta ağız tadıyla, insanca sigara içmek adına eylem hazırlığındadırlar. Ülkeyi geri götürecek bu Dördüncü Murat yasakçılığından kaygı duymaktadırlar. Bu irticai hareketi kaygıyla izlemekte tepkilerini önümüzdeki günlerde daha güçlü koyacaklarının sinyallerini vermektedirler. Ne yazık ki Çağdaş yaşamcı ve bazı düşünce derneklerini, Vural Savaş'ı Yekta Güngör Özden, Nur Serter, Çevik Bir Paşa ve benzeri bil umum 28 Şubatçıları tekrar göreve çağırmaktadırlar. Bunu gördüğüm için bu konuya bir süredir kafa yoruyor okumalarımdan arta kalanları sizinle burada paylaşıyorum. Yanlışsam düzeltin. Şimdi dinle. Bir hikâyeyle girelim mevzuya. Efendim benim genç yaşlı aydın entel dantel çoraplı fileli meşrep hafif meşrep mütevazi ukala ne diim her bi cinsten dostum vardır. Sağ olsunlar. Siz okurlarım da sağolun. Klasik bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyımdır, yani içinizden biriyim. (Üslubumun sizin karşınızda bu kadar incelmesi beni ürkütüyor, siz de ürkün çünkü hala Çiftlik Mahallesi muhtarlığına aday olmak fikrimden kurtulamadım) Bir sevgili Ruşen abim vardır ki (Kitapsız Orhan sayesinde tanıştım kendisiyle) arasıra konuştururum onu ve çok keyif alırım, Ruşen abi bilmem hatırlar mısınız Çiflik Caddesinde Lopera"nın sahibiydi. Şimdilerde Gazi Caddesine taşındı, niye mi Çiflikte kiralar çıldırdı da ondan. Taşınmadan evvel günaşırı uğrar çayımı kahvemi içerdi. Eski adam Ruşen abi, keyif aldığımı görünce konuşur eski Samsun'u anlatırdı uzun uzun. Uzatmayayım efendim o anlattı ben dinledim. Hikaye özetle şöyle; Ruşen abiden dinleyin; '60'lı yıllar. Ben o zamanlar belediyede tahakkuk memuruyum. 20-22 yaşlarındayım. Servisteki ağabeylerim Samsun'un eski yerlisi üç memur. Bir gün kapı açıldı içeriye fötr şapkalı, kravatlı, gümüş bastonlu sonradan isminin Nail Bey olduğunu öğrendiğim çok beyefendi bir zat girdi. Herkes birden ayağa kalkarak onu temaşa ile karşıladılar. Sandalyeye oturtup kahvesini söylediler ve maruzatını sorup derhal işini gördüler. Ve aynı şekilde uğurladılar. Ben bu zatı çok merak ettim. Bu kadar hürmet izzet ikram ve saygıya duçar olan kişinin kim olduğunu sordum. Dediler ki 'Sehven Mebus Nail Bey.' Merakım daha bir arttı. Nasıl yani dedim yanlışlıkla bir insan nasıl Samsun mebusu olabilir? Anlattı en yaşlımız; Atatürk, rahmetli Cumhuriyeti kurunca her şehirden Ankara'ya bir temsilci gönderilmesini ister. Samsun'dan Nail Bey gönderilir. Bir müddet sonra Ata Samsuna ziyarete gelir. Ata'nın adına akşam Gazi Evi'nde bir akşam yemeği düzenlenir. Nail Bey Samsun Mebusu olarak masanın başındaki sandalyesinde Ata'nın sağında oturmakta ona eşlik etmektedir. Yemekte, huzurda o dönem yöneticiler ve eşraf hazır bulunmakta yemek afiyetle yenmektedir. Bir ara Ata o zamanlar adı Serkidoryan olan sigarasından bir tane yakar, bir tane de Nail Bey'e uzatır. Nail Bey "sağ olun efendim ben kullanmıyorum" der. Neyse, bir müddet sonra Ata kendi kadehine rakı doldurmuş, sağındaki Nail Beye de ikram etmek istemiş; Nail Bey yine "sağ olun efendim ben içmem" deyince Ata huzura dönüp; "nerden buldunuz bu adamı başka vekil seçecek adam bulamadınız mı" der. Kalabalığa çıkışır. Huzurdakilerde bir telaş hep birden "bir yanlışlık yaptık bir daha tekerrür etmez efendim" demişler Ata'ya. Böylece Nail Bey, Sehven (yanlışlıkla) Mebus lakabı almış. Gelelim bu hikâyeden çıkarılacak sonuca desem kızacaksınız. Evet, aptal görünmüyorsunuz detaya yoruma gerek yok. Zaten benim okurum en az benim kadar apt(d)aldır fazlası değil. Şimdi arkadaşlar, sayın okur durum ciddidir. Bu mesele, malum bir zeki Trabzon millet vekilimiz tarafından gündeme getirilmiş, nihayetinde Sayın Cumhur Başkanımızın boşluğuna gelip imzalanarak yürürlüğe girmiş, girecek olabilir ancak sigara içenlerin de insan olduğu unutulmuştur. Mevzu çok ciddidir, entelllektüel düzeyde tartışılmalıdır. 40 akıllı bulunmalıdır bu ülkede kuyuya sehven atılan bu taşı çıkaracak. Bir başka hikaye durumun vahametini görmeniz için; Efendim İran'da malum Kum kentinde medreseler meşhurdur. Medreselerden birinde hoca tefsir hadis fıkıh gibi dersleri verdikten sonra çocukları, talebeleri karşısına alır ve başlar; "Çocuklar şimdi sıra felsefe kelam mantık gibi derslere geldi. Ancak önce şu soruya cevap verin hele. İçinizde sigara içen nargile içen tömbeki kullanan var mı?" Öğrenciler şaşırmış önce. Bir kısmı (muhtemelen arka beşli taifesinden) ürkek el kaldırmış, biz içiyoruz hocam demişler. Hoca demiş ki "siz kalın diğerleri gitsin." Felsefe mantık derslerini size vereceğim ama içmeyenlere yok. Oha noluyoruz demiş diğer talebeler hocam bizim suçumuz sigara nargile içmemek mi? Az dur dinle, sabırsız olma çocuklar gibi, adam bişi anlatmaya çalışıyor. Çocuklar nedir hocam suçumuz bize niçin vermeyeceksin bu dersleri diye ısrar edince; hoca demiş ki "evlatlarım şu ana kadar aldığınız dersler daha çok ezber isteyen derslerdi. Siz de de ezber kabiliyeti vardı başarılı oldunuz ancak bundan sonraki dersler yani felsefe mantık gibi dersler ezber bozan; tahayyül (hayal gücü) ve de taakkul(akıl) gerektiren derslerdir. Bunlarsa dumansız bir beyinle anlaşılmaz" demiş. Şimdi burada durup düşünmek gerekir. Zararları kadar bir de mevzunun farklı açıdan istatistiklerini ortaya koymak gerekir. Mesela ilk soru şu olsun: Bu ülkede en çok sigarayı kimler içer? Hiç kazık değil istatistikler göre en çok doktorlar, öğretmenler, gazeteciler. Aklıma Hakan Albayrak geliyor hemen. Nihat Genç'e şöyle sesleniyor. "Nihat bana bir Camel sigarası al sana dünyanın en güzel şiirini okuyayım." İdris Özyol'a en güzel yazılarını bir karton Cesterfield sigarasına yazdırırdım Yolcu dergisi için. Ben mesela seviyorum sigarayı ve bu sevgiye saygı duyulmasını bekliyorum. Bir gönül hikayesi benimkisi. Şimdi ben Rusyaya mı gideyim, İrana mı? Görünen o ki büyük bir beyin göçüyle karşı karşıya kalacağız yakın zamanda. Vefasıyla meşhur Rahmetli Hilmi Oflaz (Necip Fazıl'ın evlatlığı) doktordadır. Doktor derki "Hilmi Bey sigarayı bırakın demiyorum size ancak azaltın." Hilmi Oflaz derki doktora "Doktor bey insan alışkanlıklarına da vefalı olmalı. Ben günde 8 paket içerim bu mereti." Hadi buyrun. buradan yakın. Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr. Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" (tesadüfe bakın iyiler 8 paket içiyor) demisti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti; "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım" diyen Gazi o kadar aciz bir adam mıdır. Bir bildiği yok mudur. Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış; "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk'e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra; "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. Paşa burada ne anlatmak ister asıl kazık soru budur. Onu da siz cevaplayın. Son bir şey bir süredir tetiklenen şu steril yaşam saçmalıklarının altında bir Amerikan parmağı olmasın. Bunu da refikim Fehmi Koru, Eski Mitçi Mahir Kaynak, ayrıca Doğu Perinçek cevaplayabilir. Yoruldum. Ben sigara içeceğim "Sevapsa içiyoruz, yok eğer haramsa zaten yakıyoruz" (N.F.K.) Son söz; sağlam kafa sağlam adamda olur. Niçin susuyorsunuz? "Şinasi o anki boşluğu doldurmak için bir sigara yaktı." Peyami Safa; Fatih Harbiye Selam ile... / Nevzat Onmuş 06 Şubat 2008 http://www.dengegazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=138 |
Tarih: 19:39, 30/7/2009 Kategori: Nevzat Onmus |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Sana Geldim
Anakara’nın bir türlü alışamadığım otoriter ukalalığından da senin merhametsiz kucağına sığındım Samsun.. Sen benim karşılıksız sevgilimdin ve hep öyle kalacaksın. Hiç beni sevmedin, sevemedin nedense..
Seni aldattığım şehirlerin sayısını çoktan unuttum. Senden alamadığım, bulamadığım sevgiyi ve aşkı başka şehirlerin koynunda aradım. Ne ki, seni sevemeyen, sevmesini beceremeyen bir Samsunlu, başka şehirleri nasıl sevsin. Gittim işte. Bazen bıçak sırtı yaşamaktan bıkıp usandığım için kaçtım gittim. Bazen de güneş burada kapalıysa başka yerlerde mutlaka açıktır düşüncesiyle gittim. Ama seni terk etmenin ıstırabı hiç peşimi bırakmadı. Yaşadığım yerlere sensizlik tarif edilemez bir sızı olarak peşimden geldi. Kaçamadım senden. Gitme deseydin bana, gitme deseydin bir kerecik. Gitmezdim elbette. Ama hayır, yanında olsam yüzüme bile bakmayacaktın biliyorum. Ben senden uzaktayken seni daha fazla özlediğimi fark ettim böylece. Her gidişimde; bir gün, ağır yaralı, ordusunu kaybetmiş bir asker gibi döneceğimi bile bile gittim. Hiç, ama hiç gitmek istemedim, ayrılmak istemedim senden… Hiç ama hiç dönmek, gelmek istemedim sana… Dönüşümde yüreğime muska gibi taktığım bir Yusuf Hayaloğlu şarkısının bile farkına varmadın; “Yağmurlar içinden ıslandım geldim. Bir kuru değneğe yaslandım geldim. Sıcacık çorbana muhtacım inan, ölümlerden geçtim uslandım geldim.” Ben geldiğimde sen uyuyordun Samsun. Karlar yağıyordu üzerine. Tren sesleri geliyordu uzak ıssızlarından.. Bir köpek burnundan sıcak nefesler çıkararak geçip gidiyordu yanı başımdan.. Ağır bir uyku gibi bilinçaltıma yerleşmiş siren sesleri, tren seslerine karışıp gidiyordu. Ben sana geliyordum, karşılıksız bir aşkı yaşayan yeni yetmeler gibi… Gittiğim her şehirde seni yaşadım: Eskişehir’in birbirinin aynı caddelerinde kaybolduğumda sen vardın aklımda.. Mimar Cevat Ülger’in Camiine bakarken Büyük Cami’ni özlüyordum orada… İstanbul’un gecekondu mahallelerinde, kömür karası havayı çekerken ciğerlerime bir Kısa Samsun öksürüğü ile boğuluyordum. Çeliktepe’nin yokuşlarını tırmanırken birazdan Mecidiyeköy yerine senin siluetin çıkacak diye sabırsızlanıyordum. Ya da Kütahya’nın Kalesi’nden seyrettiğim sendin başkası değil. Ya da Trabzon’un dar ve yorgun ara sokaklarında gezinirken, sen vardın içimde, ruhumda, bir o kadar yorgun ve ümitsiz ve karamsar… Ya da Ordu’nun soğuk kış günlerinde sahilinde attığım voltaların hemen yanı başında da sen vardın. Sen hep varsın bende. Senden ancak ölünce kurtulacağımı anladım ben. Anakara’nın bir türlü alışamadığım otoriter ukalalığından da senin merhametsiz kucağına sığındım Samsun.. Sen benim karşılıksız sevgilimdin ve hep öyle kalacaksın. Hiç beni sevmedin, sevemedin nedense.. Konya’dan bile sana geldim ben, çıkarken gitme der gibiydi Mevlana Türbesi, Alaattin Tepesi…Sen de bana böyle seslenseydin, çağırsaydın.. Çağırsaydın beni bir kere. Biliyor musun şimdi kim bilir kaç evladın gurbetin soğuk, bekar odalarında senin hasretinle kavruluyor. Uykusuz gecelerinde Samsun’un Meydanı, Saathanesi, ya da ne bileyim hırçın Karadeniz’i diye başlayarak, anlatarak bir sağa, bir sola dönüp duruyorlar. Uyuyamıyorlar. Sen bize sahip çıkmadın Samsun, kaybolduk biz. Geleceğimizi ve hayallerimizi başka şehirlerde bitirerek, yitirerek, harcayarak döndük sana. Biz senin soğuk, taş kadar soğuk yüzüne hasret, sen bizim hayallerimizi hiç ciddiye almadın Samsun. Artık kovsan da, istemesen de beni gitmiyorum, gidemiyorum. Ölüm yaklaştığında mezarlığa doğru yola çıkan filler gibi burada senin toprağına gömülmeyi bekliyorum. Hayallerini yaşayamamış ve geleceği elinden alınmış olarak geldim sana. Ama sen hala eski Samsun’sun. Hala sahip çıkmıyorsun seni yaşayanlara, sende yaşayanlara.. Meydan’da, yani tam kalbinde bir tinerci eski Tekel Binası’ndan sana bağırıyor, nara atıyor, duymuyorsun. Elindeki bıçak ile kendi bedenini değil; seni parçalıyor, seni bırakıyor boşluğa. Seni İntihar ediyor. Okul çocukları birbirlerini değil, seni öldürüyorlar mahalle aralarında. Hiç umurunda değil. Senin için doğuyor bu güneş ve senin üzerinde dolaşıyor bu martılar. Karadeniz sana aşkını anlatmak için bu kadar hırçın. O da benim gibi karşılıksız sevmelerin yorgunu. Yağmur senin vefasızlığına yağıyor Samsun. /Recep Yazgan 19.12.2006 http://www.samsunili.net/yz_detay.asp?yazar_id=37&yazi_id=365 |
Tarih: 19:38, 30/7/2009 Kategori: Recep Yazgan |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Okeye Dönme Evine Dön
Canik Belediyesi ve Rehberlik Araştırma Merkezi, Canik beldesinde “ Çocuğumu Hayata Hazırlıyorum” ismi ile bir dizi eğitim programını uygulamaya koyuyor.
‘Baba Eğitimi’ ve ‘ Madde Bağımlılığı’ hakkında kahvehanelerde, vatandaşlara bilgilendirme eğitimleri veriliyor. Programı hazırlayıp aşama aşama takip eden ve aynı zamanda eğitimcilerinin arasında da yer alan Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Ali Usta’nın gayretleri ile hayat bulan bu çalışma, tüm Samsun ve Türkiye için örnek olabilecek kadar kalitede devam ediyor. Psk. Doktor Murat Günaydın aile içi iletişim konusunu ele aldığı bir sunum ile anne- baba ve çocukları arasındaki anlaşma ve irtibatın nasıl olması gerektiğine dair fikirler ve ipucu veriyor. Çocuğun da bir “ birey” olarak kabul edilmesinin, onların da fikirlerinin ciddiye alınmasının, hepsinden önemlisi ise onlarla diyalog kurmak için çaba sarf ederek, gelişimlerini tamamlayabilmeleri yönünde çaba sarf edilmesinin öneminden bahsediyor. Okey oynamak, çay ve sigara içmek için kahveleri dolduran Canikliler, bu sürprizden hiç de rahtsız olmuyorlar. Tam tersi konuşmalar bittikten sonra soruları ile programa dahil oluyorlar. Dr. Kaan Durukan, Uyuşturucu maddelerin vücudumuz üzerinde yapmış olduğu tahribat ile birlikte uyuşturucu bağımlılarının sosyo- psikolojik durumlarına da değindiği konuşması ile dinleyicilerini uyuşturucu ile mücadeleye çağırıyor. Çocuklarımızı uyuşturucu belasından kurtarmak için bu konularda yeteri kadar bilgi sahibi olmamız gerektiğinin altını çiziyor. Dinleyiciler Canik Belediyesi’nin ikram etmiş olduğu kurabiye ve çaylar eşliğinde uyuşturucuların türleri, nitelikleri, bağımlılık çeşitleri hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Yarın bu tür durumlar ile en yakınlarında karşılaşabileceklerini düşünerek çocuklarını hayatın bu tehlikeli sürecine hazırlamak için daha bilinçli dönüyorlar evlerine. Bu gün okey oynayamadılar ama bu bir kayıp sayılmaz. Zaten programın oluşum aşamasındaki ismi; “ Okeye Dönme, Evine Dön” olarak tespit edilmişti. Biliyorlar ki bu masalarda harcadığımız vakidi yarınlarımızı inşa etmek üzere, çocuklarımızı hayata hazırlamak için kullanmak sosyal bir eğitim seferberliğinin ilk adımı olacaktır. Samsun Emniyet Müdürlüğü’nden programa dahil olan Narkotik Büro Amiri Alparslan İlter ise, bir suç ve asayiş konusu olarak uyuşturucuyu ele aldığı konuşması ile, gençlerin uyuşturucuya ulaşım aşamalarından, uyuşturucuların çeşitlerinden ve bu maddeler ile yasal mücadele yöntemlerinden bahsediyor. Hazırlamış olduğu sunum ile izleyenlerin dikkatlerini bu maddelerden korunma yöntemlerine çekiyor. 16 yaşında uyuşturucu ile tanışmış bir kızın 26-27 yaşlarındaki halini gösteriyor kahvedekilere.. Güzelliğinden eser kalmamış, çevresi ile ilişkisini kesmiş, içine kapanmış, Yaşama isteği kalmamış. Artık sadece uyuşturucu için yaşar hale gelmiş. Gösterdiği resimlere bakan her insanın Allah başa vermesin diye dua edeceğinden eminim. Ben bu çalışmanın, gençler arasındaki şiddet ve Madde bağımlılığı oranlarındaki yükseklik ile dönem dönem Türkiye sıralamasında en üst noktalara çıkan Samsunumuzun her beldesinde ve her mahallesinde belirli periyodlar halinde uygulanmasını diliyorum. Belki böylelikle gençlerimiz arasındaki şiddetin bir nebze önüne geçebilir ve evlerimizdeki iletişim eksikliğini ortadan kaldırabiliriz. Eğitim, uzun vadede neticesini veren bir faaliyettir. Bu gün olmasa da yarın, bir kişiyi bu tür çalışmalar sayesinde uyuşturucu belasından kurtarabilirsek; görev tamamlanmış demektir. /Recep Yazgan 13.12.2006 http://www.samsunili.net/yz_detay.asp?yazar_id=37&yazi_id=364 |
Tarih: 19:37, 30/7/2009 Kategori: Recep Yazgan |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Samsunspor Nasıl Kurtulur
Bakmayın siz, elindeki hamam tasını bir kenara bırakarak dışarı fırlayan ‘aklıevvel’ gibi “ evraka” diye bağırmadığıma… Bu benim fikrimin onunkinden aşağı kalır hiç bir yanı yoktur. Bu tip insanlar; “ benim için küçük ama, insanlık için büyük bir adım..” diyerek buluşlarını güzel sözler ile süslemesini çok iyi biliyorlar sadece. Ben ise, kendi yazıp kendi okuyan “münzevi bir fikir işçisiyim”
Konuya girmeden çok kısa olarak bana bu fikirde ilham kaynağı olan Ünlü Türk Büyüğümüz Kenan Evren’in katkılarına da değinmem gerekiyor. Hatırlar mısınız? Bilmiyorum; Ankaragücü küme düştüğünde, “Başkent’in takımı küme mi düşermiş” diyerek Ankaragücü’nü tekrar birinci lige alıvermişti. İşte olay budur. Hazır ortam ihtilal senaryolarına çok müsaitken, bu işi de araya sıkıştırıverelim olsun bitsin. Biz de kurtulalım, Samsunspor da kurtulsun, Samsun da… Hazırsanız başlıyorum; Sabahın ilk saatlerinde henüz hava aydınlanmadan, kışlasından şehre doğru intikal edecek olan dört ‘cemse’nin (CMC) iki tanesi kulüp binasının çevresindeki görev yerlerine doğru ilerleyişine devam ederken, diğer ikisi ise, şehir içinde ne kadar kulüp ile direkt ya da endirekt ilgili kişi varsa onları, hazırlanmalarına bile müsaade etmeden apar topar, pijamalarıyla dahi olsa toplama merkezine getirecekler. ( araya bir miktar hiç ilgisiz olanlar da sıkıştırılabilir, malum; yaşın yanında kuru da yanar.) Toplanma merkezi kulübün idman sahası olabilir. Gelenler burada tek sıra halinde dizilecekler. Yaklaşık dört yüz, beş yüz metre civarında bir uzunluk elde edildiği takdirde toplama işi başarıya ulaşmış sayılacak. Bu beş yüz metrelik tek sıranın her beş-on metresine bir asker görevlendirilecek. Aynı zamanda kulübün etrafı da yeter kadar omuzlar dik, göğüsler önde, gözler ufukta ve çapraz tutuşta çakı gibi erler ile güvenlik altına alınmış olacak; Olası bir sızmayı veyahut firarı önlemek maksadıyla. Tek sıra halinde bekleşen bu ilgili ilgisiz yetkilerin sabahın ayazında üşüyüp üşümediklerine, aç ya da açık olup olmadıklarına asla itibar edilmeyecek. Sırayı bozan ya da kendi aralarında konuşmaya yeltenenler görevli askerlerin dipçik darbeleriyle ikaz edilip hizaya getirilecekler. Onların da tıpkı askerler gibi nizami olarak beklemeleri sağlanmış olacak. Bekleme tabi ki Ümit edilenden daha fazla olacak. Ve nihayet; yeşil çimlerin üzerindeki sis, günün ilk ışıkları ile birlikte yerini çiğ tanelerine bırakırken, soğuktan moraran ayakların ıslanmaya yüz tuttuğu bir an da beklenen an gelecek. Askerlerin “dikkat!” komutu ile birlikte başlar komutana dönecek. Sıra halindekilerin, göbeğinden sonra apoletlerinin normalden fazla parlatılmış olduklarının farkına varacakları komutan, ellerini arkasına bağlamış olarak içtima alanına gelecek. Tek sıra halindeki irili ufaklı kelli felli upuzun ilgili ve ilgisiz kişiler takımına şöyle göz attıktan sonra denetleme yapar gibi yanlarına gelecek. Hepsini şöyle bir inceledikten sonra hakim bir noktada durarak, mevcudu ezen bakışlarla bir kez daha süzecek. Sonra acelesi varmış gibi başlayacak konuşmaya… İşte o konuşma; “ Buraya neden getirildiğinizin hiçbir önemi yok. Önemli olan bir tek şey var; o da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı. Şimdi sizler, futbolcusundan, yöneticisine, masöründen, psikolog danışmanına kadar hepiniz bundan sonra benim gözetimim ve denetimim altında çalışmalarınıza devam edeceksiniz. Benim ise sizlerden istediğim bir tek şey var; O da, disiplindir. Disiplini bozacak en küçük bir olaya tahammülümün olmadığını zaman içinde çok yakinen anlayacaksınız. Bu takımı her türlü şaibeden, başarısızlıktan, tembellikten, isteksizlikten, cesaretsizlikten kurtaracak olan irade işte buradadır. Bu iradeye itaat etmeye mecbur olduğunuzu kısa zamanda kavrarsanız hem benim işim, hem de sizin ki daha da kolaylaşır. Bu sıkıyönetimin süresi takımın birinci lige çıkması ile sınırlı değildir. Ben bu takımı şampiyon yapmak ile görevlendirildim. Hep beraber çalışacak ve başaracağız. Her sabah saat beş buçukta kalkacaksınız. Sabah koşusuna her kes katılacak. Mıntıka temizliğinden sonra kahvaltı yapacaksınız. Kahvaltıdan sonra takım oyuncuları yedekler, sağlık görevlileri ve diğer teknik kadro ile birlikte çalışmalara başlayacaklar. Öğle molası bir saat. İstirahat ve yemekten sonra aynı tempo çalışmalara devam edeceksiniz. Akşam mesai altıda bitecek. Saat dokuza kadar serbestsiniz. Dokuzda herkes yatacak. Bu saatten sonra kimseyi ayakta görmeyeceğim. Anlaşıldı mı? (Evet, sesleri) Evet değil ‘ sağ ol’ diyeceksiniz. Anlaşıldı mı? (sağ ol sesleri) Hiçbir konuda fikriniz sorulmayacak, hiçbir şey hakkında yorum yapmayacaksınız. Düşünmeyecek, çalışacaksınız. İndir parmağını! Burası okul değil. Soru sormak yasak." /Recep Yazgan 07.12.2006 http://www.samsunili.net/yz_detay.asp?yazar_id=37&yazi_id=363 |
Tarih: 19:34, 30/7/2009 Kategori: Recep Yazgan |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|