Önce Samsun

 


Samsun ticaret ve sanayi camiasında bilhassa son yıllarda çok sözü edilen oda yönetiminde yenilenme hareketi, son seçimde kendilerini değişim grubu olarak adlandıran ekibin net zaferi ile sonuçlandı. Bu biraz da; oda olarak öncülük etmesi gereken sahalarda camiayı şekillendirememenin, yeni bir şeyler ortaya koyamamanın, yaklaşık onaltı yıldır gelişen bir yıpranmanın da sonucuydu. Ortaya çıkan bu tabloda, yeni meclisi ve yönetim kurulunu başkanlarının şahsında kutluyor ve çalışmalarında başarılar diliyorum.

 

Eski bir oda başkanı olarak biliyorum ki, onların başarısı Samsun’un da başarısı olacaktır. Omuzlarına aldıkları yükün farkındalar ki, Başkan Salih Zeki Murzioğlu sorumluluklarımızın farkındayız sözcüğünü sıkça vurguluyor. Ben bu söze bir eklenti yapmak isterim. Adım adım gerçekleştireceğiniz başarılar size gösterilen bu güvene layık olduğunuzun da göstergesi olacaktır.

 

Dünyayı içine çeken ekonomik krizi biz esasen daha önceden yaşamaya başladığımızdan biraz da şerbetli hale geldik. Bu vurdumduymazlık da ondan olsa gerek. Belki de Başbakanın kriz bizi teğet geçer lafının altında da bu yatmaktadır. Bu krizin ana sarsıntısına ve artçı sarsıntılarına ekonomimiz ne kadar dayanabilecek bunu zaman gösterecek. Hükümetin öncelikli hedefinin mahalli idareler seçimleri olmasından kaynaklanan bir umursamazlıkla işin ciddiyetini hala önemsememesi de gösteriyor ki seçimler sonuçlanana kadar ciddi bir ekonomik tedbiri beklemek biraz da safdillik olacak. Bu vurdumduymazlık bir sözü de akla getiriyor “Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlamış”.

 

Bu kriz dalga dalga bütün sektörleri ve bütün şehirleri sarmalına almaya başladı. Konu tüm ülkemizin sorunu ama biz bir Samsunlu olarak öncelikle kendi sanayi ve ticaretimizin çöküntüden en az zararla çıkması için neler yapmalıyız onları düşünmek durumundayız. Sanıyorum bunun da ilk şartı, üretimi Samsun’da yapılan ürünlere kullanımda öncelik vermektir. Böylece Samsun’lu üretici ve sanayiciye az da olsa bir can suyu gitmesi sağlanacaktır. Bugün Samsun üretimli tıbbi aletler, ilaç, ayçiçeği yağlarımızın, biber ve domates salçalarımızın ülkemizde kalite açısından tercih edildiğini belki çoğumuz hala bilmiyoruz. Yine şekerleme, çikolata, helva, un yoğurt, peynir ve yağlarımız ile daha pek çok üretimin yurdumuzda iftihar edilecek ürünleri haline gelmesini istiyorsak öncelikle şehrimizde onların tüketilmesine titizlikle dikkat etmeli hatta teşvik etmeliyiz.

 

Hele hele şehrimizdeki kamu kuruluşlarının bu hassasiyeti göstermemesi yaşam savaşı verilen bu günlerde asla affedilemez. İlimizdeki hastahanelerin, yatılı okulların, üniversitemizin hatta askeri birliklerimizin buna özen göstermelerinin de takipçisi olup bunu da halkımızla paylaşacağız. Bu konuda yeni teşekkül eden Ticaret ve Sanayi Odası yönetiminin yaşanmış önceki alışkanlıkları süratle bir tarafa iterek hassasiyet göstereceğinden eminim. Serbest piyasa ekonomisine inanan biri olarak bu konuya önce can sonra canan diye bir mazeret ile sığınacağım. Önce Samsun üretimi sonra 869 rakamı ile başlayan barkodlu ülkemiz üretimini tercih edin. Yurtdışından ithalata başladı diye inanın diş macunumu bile değiştirdim. Şayet çoğumuz bu hassasiyeti gösterse, başka ülkelerde üç kuruş daha ucuz üretip daha çok kar edelim diye düşünenler üretimlerini tekrar Türkiye’ye kaydırmak zorunda kalırlar. Bu da daha çok istihdam ve daha çok katma değer demektir.

/Yücel TÜRE

 

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=4085

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !